kürt yazarlar kimlerdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kürt yazarlar kimlerdir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yasalar, küçük beyinlerin otoritesidir. Ozan Deniz Sarıtop
Adsız 7 Haziran 2015 Pazar 14:13
Nakokî - J. Alpîranî
Adsız 27 Mayıs 2015 Çarşamba 12:09
27 Mayıs 2015 Çarşamba
Nakokî
a
her çiqas
li hêlekî stêrkan bihijmêre jî li rûyê ezman
lê hîn li hêla din tetikên cemidî dikşîne
di vê sedsalê da destên însanan....
I
teknolojî
ew teyrên ebabîl ên ku bi nikîlên xwe
kevir li ser zilmê da direşand,
di nava rûpelên pirtûkên pîrozî da veşartî man
û
niha her roj di teyaran da tovên mirinê
tên reşandin li ser axa welatê min…
televîzyon
televîzyon bûye makîna derewan
di destên kiryarên şerên qirêj da,
ew îdî rojeva xwe bi hijmara kuştiyan
û
bi bazirganiya goştên jin û mêran dide kivşkirin
rojname jî di kuçan da
ji bo niximandina meytan tên bikaranîn
û ji bo ku ev tarîtiya li ser vê erdnîgarî bibe bêdawî
xwîn vedirişin qelemên nivîskaran
û
ji ber vê yekê ye
li ser axa welatê min
kaltî û pîrtî
îdî wêneyên
reş û spî ye
di çarçevên
cam şkestî da
II
têkilî
li vir
cî kî xwîn pekiyaye ser xewnan
evîn
wek
pîsperikek
perşkestî
û
emirkine
û ew evîndarên ku di şevên tarî da
dest didan dest hev û digeriyan, neman
li vir
îdî dem bûye dema
hevaltiyên bêbingeh
hezkiriniyên rojane
û hevşabûnên xapînok
li vir
ji ber ku
îdî însan
tênêtiya xwe
tenê bi siya xwe ra parvedike
kovaniya hemdemî
wek nexweşiyek bêderman
ketiye nava dilan
û
ji ber vê yekê ye
niha li vir
her şev
pîrçemok
derdikevin
mêvaniya
stêrkan
III
Non
non ji xwe zûda ji hundirê kevir derketiye
ketiye lûlên tifingan
û meydanên kesk
podyomên rengîn
û destên durûyan
û
ji ber vê yekêye
sergoyên bajaran
bûye
deriye
ziktêriye
ji bo zarokên
xizanan
B
û her çiqas
kevok hatibin kedî kirin jî
le hîn bazên şerûd ên ku ji çiya yên asê hezdike
û eyloyên qure û kuvî jî difirin li bilindahiyan…
J. Alpîranî
Adalet, vicdanın kıblesidir. Ozan Deniz Sarıtop
Adsız 15 Mayıs 2015 Cuma 16:14
15 Mayıs 2015 Cuma
Malneket - Gulîzer
Adsız 14 Mayıs 2015 Perşembe 17:07
14 Mayıs 2015 Perşembe
Malneket
Birû tên şevê
Bêrîyan didoşim ji pêsîrên wê yên azirî
Bêrîvanim îşev dîsa
Ma te nedigot bila ba name be,
Ji bo silavên me
Ma dengê guharên min ên hejîrokî jî nayên te malneket
Bîranînan dimijim
Ji serê pêsîrên şevê yên çelhitî
Di bin bîrên bêbinî de
Usiv im îşev dîsa
Ma te nedigot bila ba name be
Ji bo silavên me
Ma bîhna fîstanê min ê peyrûzî jî nayê te malneket
Gulîzer
Danekî - Gulîzer
Adsız 13 Mayıs 2015 Çarşamba 09:09
13 Mayıs 2015 Çarşamba
Danekî
Min termê porê xwe yê ji ber çûyîna te maye
Bi ava çil bajarên dûr şuşt
Û bi tilîyên heft kesên xerîb
Da şehkirin
Bêhna te, xwe jê ber neda danekî.
Ji pirtûka Bûka Baranê
Gulîzer
Em Nakevin - Abdulla Peşew
Adsız 9 Mayıs 2015 Cumartesi 09:48
9 Mayıs 2015 Cumartesi
Em Nakevin
Em wek dar in
Car heye em radizên
Radizên
Wek şivanê piştî şevîn
Belê di xew de jî
Em li piya ne
Em nakevin
Ji pirtûka “Veger”
Abdulla Peşew
Meyma - Ozan Deniz Sarıtop
Adsız 9 Şubat 2015 Pazartesi 18:33
9 Şubat 2015 Pazartesi
Meymâ
Sussam yer yarılacak
Konuşsam gök yankılanacak
Aklım pir
Aklım bir derviş...
Ozan Deniz Sarıtop
Sözcükler anlamını yitirmez, insanlar anlamını yitirir sözcüklerde. Ozan Deniz Sarıtop
Adsız 30 Ocak 2015 Cuma 17:13
30 Ocak 2015 Cuma
Sessizliğin sesi de hayatımın sayısız seslerinden biridir. Mehmed Uzun
Adsız 21 Ocak 2015 Çarşamba 14:33
21 Ocak 2015 Çarşamba
Sessizliğin sesi de hayatımın sayısız seslerinden biridir. Ne zaman söz, atalara, Laliş ve Yezidilere gelse, şimdi olduğu gibi yüzümdeki kılıç yarası sızlamaya başlar, nefesimi kesen bir sıcaklık yayılır vücuduma, sesim kesilir ve sessizliğin sesi bütün seslere baskın gelir, hepsini boğar.
Sessizliğin sesi duyulmaz, hissedilir; kulaklar değil, ruh ve yürek duyar onu. Çünkü sessizliğin sesi, Osmanlı kılıcı, gözlerini kan bürümüşlerin kılıç darbeleri ve mazlumların kanından müteşekkildir.
Kör gözüm sızlıyor
Yüzümü ölümün suretine çeviren keskin kılıç yarası acıyor.
Artık dayanamayan koca bedenim, dün ve bugünün yaralarının sızısıyla titriyor.
Yorgun hafızam sesimi kesiyor ve beni alıp götürüyor.
Dinlenmek, su içmek, kuru üzüm yemek ve sigara sarmak bahanesiyle susuyorum ve gidiyorum o keskin kılıç gününe, atalarımın yurdunda günlerden bir gün olan o ölüm gününe.
Utancın ve hüznün sesi olan sessizlik, artık bütün seslere egemen.
İstiyorsanız, eğer siz sessizliğin sesini duyma hünerine sahipseniz, buyrun sessizliğin sesine, artık tek egemen ses olan o sese.
Ses.
Musibetlerle dolu gece yarılarına ait bir baykuşun sesi.
Sabah vakitlerine ait bir horozun uğurlu sesi.
Kaza ve belalarla dolu bozkırlara ait bir çakalın sesi.
Ve bir annenin sesi, sütü ve kucağı sıcak bir annenin.
Renk.
Ataların yurdunun aydınlık rengi.
Şengal dağlarının koyu karanlık rengi.
Yezidi köylerinin yeşil bahar rengi.
Ve bir annenin apak teni, sevgi ve şefkat dolu bir annenin.
Koku.
Yeni uyanmış kırmızı toprağın kokusu.
Yeni açan reyhan, çiğdem, nergis ve gül tomurcuğunun kokusu.
Beyaz badem çiçeklerinin kokusu.
Ve şefkatli bir annenin kokusu, merhametli ve güzel bir annenin.
Sadece bahar yeşilliğinin yumuşak kokusu ve günün ilk ışıkları.
Sadece huzurlu dünya ve aydınlık seher vakti.
Çiçek, dal, yaprak, ağaç, meyve, mahlukat.
Kuş yavruları, ötüşü civcivlerin.
Su, akışı suyun.
Pirüpaklık, berraklık, yumuşaklık, sabahın ilk uyanışı.
Köpek, tazı, köy ve köylülerin sayısız nöbetçileri.
Kedi, eşek, buzağı, at, kısrak, sıpa, koyun, keçi, oğlak,
Horoz, tavuk, köy ve köylülerin ebedi vefalıları.
Sadece köyün renkli hayatı, hayatın basit arzuları,
Sadece sade bir hayat ve bu hayatın sade arzuları.
Ancak ses; korku dolu, berbat sesler,
Önce köpekler, havlayarak,
Sonra kuşlar, cıvıldaşarak,
Sonra eşek, at, kısraklar, anırarak, kişneyerek,
Sonra insanlar, haykırarak, korkarak,
Sonra anneler, inleyerek, iç çekerek,
Sonra çocuklar hıçkırarak, ağlayarak.
Ancak ses; korku dolu, berbat sesler;
Uzak sesler, bir depremin sesi gibi,
Atların toynak ve nal sesleri, bir çığ gibi,
Atlıların sesleri, gök gürlemesi gibi,
Sonra kılıç ustalarının sesi, kıyamet sesi gibi:
ALLAH, ALLAH, ALLAH
ALLAH, ALLAH, ALLAH
Mehmed Uzun (d.1953, Siverek)
“Dicle’nin Sesi” adlı romandan
Çeviren: Muhsin Kızılkaya
Dicle, Dicle nehri, Dicle nehrinin sesi. Mehmed Uzun
Dicle, Dicle nehri, Dicle nehrinin sesi. Ben, benim sesim, türkülerimin, Dicle’yi anlatan türkülerimin.
Güneş, günün aydınlığı, ışıklar,
sıcaklık. Canlılık, güzellik,
bahar, yürek ferahlığı.
Dünya gülümsüyor, toprak inliyor, buzlar eriyor,
su yürüyor, Dicle uyanıyor;
koku, toprak, çamur, ağaç, taş, gül, çiçek, hayat uyanıyor,
su, pınar, kaynak, dere ve nehir,
ormanlardan, kayalardan, dağlardan,
her yerden, aşağıdan, yukarıdan, dört bir yandan,
Su, Dicle, Dicle uyanıyor, Dicle coşuyor,
Güneş ve Dicle, gün ışığı ve su, ışık ve dalga,
beraber, iç içe.
Dicle parlıyor,
Dicle şavkıyor,
Dicle türkü söylüyor,
Dicle söylüyor.
Mehmed Uzun (d.1953, Siverek)
“Dicle’nin Sesi” adlı romandan
Çeviren: Muhsin Kızılkaya
Bir İhtimal Şiiri
Adsız 18 Ocak 2015 Pazar 14:58
18 Ocak 2015 Pazar
Bir İhtimal Şiiri
Kara akşam dibinde
Bir rüzgâr salınır, pullu
Uzatmışım ellerimi merhabaya
Bir yaşamak
Ayıpsız
Ve hür
Bir yaşamak
Korkusuzca
Ve kardeşcesine...
Ozan Deniz Sarıtop
Basit insanlar için basit bir gerçeği dile getirmek istiyorum; “işgal edilmiş hiçbir zihnin, TANRI’sı yoktur.” Ozan Deniz Sarıtop
Adsız 7 Aralık 2014 Pazar 02:56
7 Aralık 2014 Pazar
Basit insanlar için basit bir gerçeği dile getirmek istiyorum; “işgal edilmiş hiçbir zihnin, TANRI’sı yoktur.” Ozan Deniz Sarıtop
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Ana Sayfa











Ana Sayfa